Çocuklarda Özgüven

images (1)

Çocuğa öz saygı kazandırma, çocuğun öğrenme, sevme ve yaratma yeteneğini güçlendirmektedir.
Öz saygı, mutlulukla ve hayattaki başarıyla ilgilidir. Bazı düşünürlere göre öz saygı, tamamen aile sevgisiyle birlikte iyi bir eğitimin ürünüdür.

New York lu psikolog ve gençlik terapisti Prof. Dr. Barbara Berger e göre öz saygı, çocuğun kendi kendisiyle gurur duymasıdır. Yüksek öz saygıya sahip olmak, çocuğun hem sevgi dolu hem de yetenekli olmasını sağlamaktadır. Çocuk, değerli olduğuna inanmalı, bir şeyler önermeli ve kendi kendisiyle ve çevresiyle barışık olmalıdır.
Çocuğun sevgiyi ve yeteneğini hissetme derecesi, gelecekteki yaşamında onu her alanda etkileyecektir. Aynı zamanda da, çocuğun yaratıcılık yeteneğini, diğerleriyle ilişkisini ve başarılı olmasını belirlemede önemli bir faktör olmaktadır.

Ebeveynler, çocuğun öz saygısının ilk temellerini oluştururlar. Çocuğun kendini sevgi dolu ve yetenekli hissetmesi için aileler neler yapabilir? İşte burada öz saygıyı geliştirecek 20 yol bulunmaktadır.

1-Şartsız Sevgi Göstermek

Çocuğunuz her ne yaparsa yapsın ona değer verdiğinizi ve kabul ettiğinizi bilmesini sağlayın. Ev ona göre için, risk ve tehlikelerle dolu dünyadan döndüğü zaman, sevgi için, emniyetli bir yakıt alma istasyonu gibidir.

Mesajlarınız “Seni seviyorum – odanın kirli olmasına rağmen, kız kardeşin kadar atletik olmamana rağmen, notlarının çok iyi olmamasına rağmen, yaptıklarından hoşlanmama rağmen – hala seni seviyorum” olmalıdır. Onu hala sevdiğinizi göstermek ve çocuğunuzun yanlış davranışını düzeltmek için, onun doğru yaptığı bir şeyi görerek işe başlayabilirsiniz.

Örneğin, odası karma karışıksa ve sadece yatağını toplamış ise ona “Gerçekten yatağını topladığına çok sevindim. Şimdi senden istediğim şey masanı temizlemen” diye ifade edin.

2-Sinirli Olmanızdan Sorumlu Olduğunu Belirtmek

4 yaşındaki çocuğunuz oyuncağını yatmakta olan kardeşinin beşiğine fırlattığı için sinirlisiniz. Onun böyle bir hareketinde sinirinizi ona nasıl aktarırsınız?

Prof. Dr. Thomas Gordon un önerdiği en basit mesaj “Ben” mesajıdır. “Sen kötü bir çocuksun!” ya da “Sen aptalsın!” yerine, “Sen böyle yaptığında, ben …………../………… hissediyorum”,”Sen oyuncaklarını attığında kendimi sinirli hissediyorum. Ona gerçekten zarar verebilirdin” diyebilirsiniz. Buradaki mesaj, duygularınızın onun çocuk dünyasına değil onun belirli davranışlarına yönelik olduğudur.

3-Açık İsteklerde Bulunmak

Çocuğunuzun ondan ne istediğinizi bilmesini sağlayın. Bu ona alternatif davranışları öğrenmesi için bir şans verecektir.

Örneğin; “Oyuncaklarını kardeşinin beşiğine atmamalısın. Bunun yerine o uyandığında ona trenini gösterebilirsin” şeklinde bir açıklama yapılmalıdır. İstekleri ona açıkca belirtmek, ondan ne istediğinizi anlamasını kolaylaştıracaktır.

4-Dinlemeyi Öğrenmek

Çocukların duyguları, gözlemleri ve algıladıkları dinlenmeye değerdir ve böyle yapmak çocukların öz saygılarını artırmaktadır. Size bir şeyler söylemek istediğinde, gerçekten ona zaman ayıramayacaksanız uygun olmadığınızı ve ne zaman uygun olacağınızı söyleyin. Gordon un bir başka tekniği olan “Aktif dinleme”de, çocuğunuzu yanınıza çağırıp onu duyduğunuzu ve onun ne söylemeye çalıştığını anladığınızı ifade edin.

Mesela 7 yaşındaki bir kız çocuğu şöyle diyebilir:

Kız: “Baba sana çok kızgınım ve bir daha odama girmeni istemiyorum”.

Baba: “Sen gerçekten çok kızgınsın öylemi hımm”.

Kız: “Evet çünkü sen beni kaymaya götüreceğini söylemiştim ama artık çok geç”.

Baba: “Oh, anladım. Çünkü seni dışarıda kaymaya götüreceğim konusunda söz verdim ve bu sözü tutmadım. Gerçekten üzgünüm. Çok geç vakte kadar çalıştım ve seni aramayı da unuttum. Bunu yarına alabilir miyiz?”

Aktif dinlemeyle aileler, olayları daha çok çocuğun gözünden görmeye başlamakta ve böylece çocuk da duygularına önem verildiğini anlamaktadır.

5-Çocuğun Duygularını Ciddiye Almak

Çocuğunuzun korkularını ve negatif duygularını onları reddetmektense ciddiye alın ve onları yenmesine ve kendi çözümünü bulmasına izin verin. Oğlunun canavarlardan korktuğunu öğrenen bir babanın yaklaşımı aşağıda verilmiştir.

Oğlan: “Baba yatağa gidemiyorum. Çünkü odamda canavarlar gizleniyor”.

Baba: “Gel bakalım belki canavarlarla arkadaş oluruz. Canavarlar ne yemekten hoşlanıyor biliyor musun?”.

Oğlan: “Belki tatlı, bisküvi seviyordur”.

Baba: “Bu hoşlarına gidebilir. Gel canavarlara yemek koyalım. Canavarlara ne istediğini sor? Neden sormuyorsun?”.

Oğlan: “İnsanları korkutmak istiyor”.

Baba: “Neden?”

Oğlan: “Güçlü hissetmek için”

Baba: “Eğer onunla arkadaş olursan sana ne yapabilir?”.

Oğlan: “Beni koruyabilir.”

Baba: “Bana iyi bir arkadaş olabilir gibi geliyor ya sana?”.

Oğlan: “Evet.”

Bu diyalog sayesinde aileler, çocuğun duygularını ya da neye gereksinimi olduğunu öğrenmekte, çocuk artık canavarın kendisine fazla tesiri olmayacağını görerek daha pozitif düşünmektedir. En önemlisi de çocuğun canavara yansıttığı gücü kendine çevirmesidir.

6-Çocuğun Varlığını Kabul Etmek

Annelerin zaman zaman söylenmelerinin hatta jestlerle bile “keşke çocuk doğurmasaydım, o bir yük ve artık dayanamayacağım” diye ifade etmelerinin yanlış olduğu, özellikle bu gibi mesajlar sık sık tekrar edildiğinde çocuğun istenmediği ve kendisine değer verilmediği duygusuna kapılacakları uzmanlarca hatırlatılır.
Bu durum özellikle evdeki yeni bebekle ilgili olmasına rağmen, annelerin bu yakınmaları uyumlu bir çocuğun bile istenmediğini düşünmesine neden olmaktadır. Böyle zamanlarda çocukların özel bir ilgiye ihtiyaçları vardır. Aileler yakınları tarafından desteklenmeli ve yaşantıdaki çocuğun varlığına değer verilmelidir.

7-Değerlendirecek Günlük Bir Şeyler Bulmak

Çocuklar kötü bir şey yaptıklarında ilgi çekmek, iyi bir davranışta bulunduklarında da onaylanmak istemektedirler. Yaptıkları, hergün yapılan sıradan bir şey bile olsa, değerini artıran yaptıklarının onaylanmasıdır. Çocukların sevgi ve yeteneklerini onlara hatırlatan bazı etkinlikler aşağıda sıralanmıştır.
Disiplin içermeyen tüm ailecek yenen bir akşam yemeği. Herkes o gün birbiriyle başardıkları, öğrendikleri veya hissettikleri güzel şeyleri paylaşabilir. Örneğin; “Okula zamanında gittim” veya “Bir kurbağa buldum”. Ebeveynler de bu etkinliğe katılarak çocuklarının başarılarını onayladıklarını gösterebilirler.
Sorunları olan çocuklara bu arada “Bugün seni müthiş bir şey yaparken gördüm. Ayakkabını giydin ve bağcıklarını kendin bağladın.” diyerek teşvik edilebilir.
Yine yemekte, sırayla herkesle ilgilenilir ve diğerleri onun nesini sevdiğini, hoşlandığını ve takdir ettiğini söyleyebilir. Örneğin; “Senin öğrendiğin yeni şarkıyı çok seviyorum.” veya “Bu sabah söylediklerin gerçekten beni etkiledi”.
Çocuğunuzun odasına, banyodaki aynaya veya beslenme çantasına ufak kağıtlara çizilmiş küçük resimler ya da yazılmış sevgi mesajları konulabilir.
Çocuğunuzun yatağının baş ucuna onun yapmayı sevdiği bir etkinliği içeren (örneğin oyun oynadığı veya ata bindiği) ve ailenin topluca yer aldığı iki fotoğraf konulabilir. Böylece çocuk her gece becerikliliğini ve sevdiklerini hatırlayacaktır.

8-Çocukla Yalnız Vakit Geçirmek

Bir çok ebeveyn için zaman çok sınırlıdır. Bununla beraber uzmanlar her bir çocukla yalnız zaman geçirmenin çok önemli olduğunu belirtmektedirler.

Bir pazar sabahı dışarıda kahvaltı edilebilir veya yemekten sonra parkta küçük bir yürüyüş yapılabilir. Zaman zaman onun seviyesine inip onun kuralları ve oyuncaklarıyla oynamak da yararlı olacaktır. Kardeşini kıskanan ve yeni doğan bebekten dolayı geri planda kalan çocuğunuzla yalnız zaman harcamak için çaba sarfetmelisiniz.

9-Çocuğun Bazı Şeyleri Kendisinin Yapmasına İzin Vermek

Ebeveynler genellikle çocuklarının yapmakta zorlandığı işleri üzerlerine alarak onlara yardımcı olduklarını düşünürler. Bu yardım, “Sen bunu yapamazsın. Sen yeterince iyi değilsin” mesajlarını verebilir, ki bu da çocuğun kendine olan saygısını azaltır.

Çocukların bir işi başarmak için mücadeleye davet edilmeleri gerekmektedir. Ayrıca çocuklara, problemlerini çözmek ve kendi yeteneklerini keşfetmek için fırsatlar da verilmelidir. Yardım istediklerinde, ilk olarak, o işin üstesinden gelebileceklerine onları inandırarak cesaretlendirmek gerekir.

“Hadi bakalım, şu elbiseni kendin düğmeleyebilecek misin görelim?” denilebilir. Ya da direkt olmayan tavsiyelerde bulunulabilir. Örneğin “Baş parmağını ilikten geçirirsen, daha kolay düğmeleyebilirsin”.

10-Çocuğun Özel Eşyalarına Saygı Göstermek

Anne-babalar, sıklıkla çocuklarına verdikleri oyuncakların ve kitapların kontrolünü elde tutarlar. Örneğin; bir eşyasının atılmasına, çocuktan çok ebeveynler karar verir. Çocuğunuzun o oyuncakla oynama çağının geçtiğini düşündüğünüz halde, çocuğun ona hala ve belki de yıllarca ihtiyacı olabilir. Bu nedenle eşyalarını atmadan önce ona sormalısınız.

11-Çocuğun Düşüncelerine Saygı Göstermek

Çocuğunuzun herhangi bir konuda düşüncesini sormanız, onun duygularının, gözlemlerinin ve algılayışının değerli olduğunu düşünmesini sağlayacaktır.

Partiye giderken ne giyeceğinizi ya da öğle yemeğinde ne yapabileceğinizi ona sorabilirsiniz. Tabii her zaman çocuğunuzla aynı görüşte olmayabilirsiniz. Ama ona neden, onun görüşünden farklı bir karara vardığınızın sebeplerini açıklarsanız, düşüncelerinin tamamen faydasız olmadığını anlayabilecektir.

12-Çocuğun Yeteneklerini Kabul Etmek

Her yeni beceri ve başarı, onun yetenekli olduğu düşüncesini kuvvetlendirmektedir. Ne kadar küçük olursa olsun her başarısı kabul edilmeli ve ona başarılı olacağı şeyler bulunmalıdır. Ayrıca ebeveynler, onlardan bazı şeyleri kendilerine öğretmelerini isteyebilirler.

Yeni bir bilgisayar oyunu oynamayı veya bir sihirbazlık numarasını öğretmesi istenebilir, buradaki mesaj açıktır: “Sen yeteneklisin.” Bazı şeyleri yaparken onun yardımı istenebilir. Örneğin; akrabalara hediyeler hazırlarken fikri alınabilir ya da bir çalar saat yardımıyla sabah kendi kendine uyanabilmekte yeterli olduğu gösterilebilir.

Çocuğunuzun notları çok kötü olmadıkça, onun başka başarılarının ve çabalarının olduğunu kabullenmesi sağlanabilir. Örneğin; matematikte zayıfsa, fakat ödevlerine özen gösteriyorsa ya da sizden özel yardım istiyorsa, onun çabaları dikkate alınmalıdır. Ayrıca, akademik başarısı iyi olmayan bir çocuğun, atletik ya da artistik başarısı iyi olabilir. Onu bu yeteneklerinden dolayı övmek ve cesaretlendirmek gerekmektedir.

13-Çocuğun Tercihlerine Saygı Göstermek

Çocuğun kendine olan saygısını artırmanın bir yolu da, onun tercihlerini ve duygularını kabul etmektir. Ebeveynler, çocukları için eğlenceli veya yararlı olan etkinlikleri önerebilirler. Fakat onu ön yargılı davranmaya zorlarlarsa, çocuk kendisinin yeterince iyi olmadığı mesajını alacaktır.

14-Çocuklara Önemli Olanın Vücutları Olmadığını Öğretmek

Çocuklar büyürken, yüzlerindeki sivilcelerden veya çillerden rahatsız olmaktadırlar. Ebeveynler, onlara vücudun sadece bir paket olduğunu, gerçek hediyenin içeride olduğunu yani kişiliğin varlığını anlatmalıdırlar.

Onların başlarına gelen bu tür problemlerin anlaşıldığı ve o yaşlarda başımıza geldiği, fakat bu tür şeylerin geçici ve kontrolümüz altında olduğu belirtilmelidir. Eğer çocukta kilo veya deri problemi varsa bile, onu nasıl görünürse görünsün sevdiğinizden emin olmasını sağlamalısınız. Eğer çocuk görünüşü ile ilgili bir şeyler yapmak istiyorsa ona yaşantısını değiştirmesini destekleyecek bir şekilde yardım önerilebilir.

“Kilondan şikayet ediyor gibi bir halin var. Eğer ilgilenirsen, bu konuda yapabileceğin yeni bir şeyler duydum”. Ama “Hayır, teşekkür ederim” cevabına da hazır olunmalıdır. Eğer kabul ederse, onu bir diyet ya da eksersiz programı takip etmesini sağlayarak destekleyebilirsiniz.

15-Çocuk İçine Kapanıksa Yardım Etmek

Çocukların bazı bozuk ya da sözel olarak rahatsız edici davranışları onların kendilerine saygıları hakkında ciddi mesajlar verebilir. Böyle zamanlarda ebeveynler, sevgiyi ve gerçekleri sunarak yardımcı olabilirler.
Onları ciddi bir şekilde dinlemeli, ne demek istediklerini anlamalı ve sonra ne söylemek istediğinizi anlatmalısınız.

Örneğin; çocuğunuz, “Ben çok aptalım, hiçbir şeyi doğru yapamıyorum” dediğinde, “Aptal olduğunu düşündüğünü biliyorum, ama seninle aynı görüşte değilim. Belki, bazı şeyleri öğrenmek için daha çok zamana ihtiyacın var, ama biliyorum ki, sen de yeteneklisin. Hatırlasana, oyuncak kamyonunu nasıl da tamir etmiştin? Bu, yaratıcılığı gerektirir.” diyerek cevap verebilirsiniz.

Bazı ebeveynler, çocuğun güvenini tekrar kazanmasını sağlamak için kişilik özelliklerini kullanmada oldukça duyarlıyken bazıları da çok iyi bir dinleyicidirler. Tepki her ne olursa olsun, çocuk sevildiği ve yetenekli olduğu üzerinde durularak ikna edilmelidir.

16-Sevgiyi Fiziksel Olarak İfade Etmek

Ebeveynleri tarafından kucaklanma ve okşanma çocuklarda, kendine saygının gelişmesine yardım etmektedir. Çocuklar sözel olmayan davranışlara karşı çok duyarlıdırlar. Çocuklara “seni seviyorum” demekten çok sevgi, davranışlarla onları okşayarak belli edilmelidir.

17-Çocukla Göz Seviyesinde Konuşmak

Çocuklarla konuşurken, daima onlardan yüksekte olmamaya dikkat edilmelidir. Bu onun sadece kendini küçük hissetmesini sağlamakla kalmayacak aynı zamanda ebeveyn ve çocuk arasında büyük bir mesafe olduğuna inanmasına da yol açacaktır.

Her zaman onunla konuşurken, yanına çömelerek ya da oturarak ya da onu sizin seviyenize çıkararak göz kontağı kurularak konuşulmalıdır. Bu daha yakın bir iletişimi sağlayacaktır.

18-Çelişkili Mesajlar Vermekten Sakınmak

Çelişkili mesajlar, ebeveynlerin sözleriyle başka, davranışlarıyla başka bir şeyi ifade ettiğinde ortaya çıkar.

Örneğin; çocuğa, çok sinirli olarak yüzüne bakmadan “seni seviyorum” demeniz ya da korktuğunda, gece yanınıza gelebileceğini söyleyip geldiğinde kızmanız onu çelişkiye düşürebilir. Öncelikle çocuğa karşı dürüst olunmalıdır. Kızarken, kızgın olmadığınızı söylememelisiniz. Çocuğa model olunmalı, ona söylediğinizi siz de yapmalısınız.

Fikir birlikteliklerinizi ifade etmeli ve verdiğiniz sözleri tutmalısınız. İstekleriniz ve kurallarınız açık olmalı, ne hissettiğinizi ya da ne düşündüğünüzü söylemelisiniz. Sözlerinizle vücut dilinizin birbirine uymasına dikkat etmelisiniz.

19-Duygularınızı Çocukla Paylaşmak

Ebeveynler, çocuklarıyla incinebilecekleri duygularını bile paylaştıklarında, onları kendi deneyimlerini ve duygularını kabul etmeye cesaretlendirmiş olacaklardır.

Çocuklar, anne ve babalarının anılarını, eğlendikleri ve korktukları anları, nasıl karşılaştıklarını, çocukları olmasının nasıl bir şey olduğunu hikaye şekline getirdiklerinde anne ve babalarını daha yakından tanıyacaklardır. Aile hikayelerini çocuklarla paylaşma, kendi kökleriyle gurur duymalarını sağlayacaktır.

20-Her Çocuğun Tek Olduğu Üzerine Odaklanmak

Çocuklar hakkında özel şeyleri ebeveynler keşfetmeli ve onlara söylemelidir. Böyle yaparak duyarlı, şiirsel olan çocuğa yaratıcı olma ve kendini dile getirme fırsatı; oldukça uzun boylu bir kız çocuğuna yeni spor dallarının kapısını açma, kariyer ve moda fırsatı verilebilir.
Çocuklarda kendine saygıyı geliştirme, üstesinden gelinemeyecek bir iş değildir. İki önemli parçası olduğu- sevgiyi ve yeteneğini hissettirme – akıldan çıkarılmamalıdır. Ve tabii ki, her iki duyguyu besleyecek şekilde davranılmalı ve konuşulmaya çalışılmalıdır.
Ebeveynlerin mükemmel olamadıkları ve en iyisini yapamadıkları zamanlar vardır. Fakat en önemlisinin, bir çocuğun sevgiyi düzenli aralıklarla alması olduğu unutulmamalıdır.

Çocukta Davranış Eğitimi

İstediğiniz davranışları nasıl arttırabilirsiniz?cocugun-anne-baba-ile-yatmasi-dogru-mu
a) Överekb) Gülümseyerek, sarılarak, öperek

c) Sevdiği bir işi yaparak ( Örneğin bir öykü okuyarak, TV de sevdiği bir programı izlemesine izin vererek, parka götürerek gibi.)

d) Küçük bir hediye vererek ( Örneğin bir paket şekerleme gibi)

Unutmayın ki çocuk ödüllendirildiğinde başardığını anlayacaktır, ve bu onun bu davranışı sürdürmesini güçlendirecektir.

Unutmayın ki, övgü ana babalarında kendilerini iyi hissetmelerini sağlar, devamlı eleştirmek ve tehdit etmek ana babaların da kendilerini kötü hissetmelerini sağlar.

Unutmayın istediğiniz davranışı övün ve istemediğiniz davranışı görmezden gelin.

Olumlu davranışları hemen, açık bir biçimde ve her seferinde ödüllendirin. Çocuğunuza sizin hoşunuza giden şeyin ne olduğunu söyleyin. Olumsuz davranışları her seferinde tutarlı biçimde görmezden gelin.Bu davranışı başkasının ödüllendirmesine izin vermeyin.

Olumsuz davranışlarıyla ilgi çektiklerinde çocuklar sıklıkla bu durumdan hoşnut olurlar.

Onlara dargın olduğunuz zaman bile aslında onlara ilgi göstermiş olursunuz bu nedenle yalnızca görmezden gelmeye çalışın.

Bağırarak, vurarak, küserek de olsa ilgilenmek istenmeyen davranışları arttırır.

Eğer onun şeker yemesini istemiyorsanız bu isteği duymazdan gelin, hiç pes etmeyin. Bunu her şeker isteyerek ağladığında yapmalısınız.

BAZEN İSTENMEYEN DAVRANIŞLARI GÖRMEZDEN GELMEK MÜMKÜN OLMAYABİLİR
Eğer davranışlar tehlikeli ve yıkıcı ise o zaman HAYIR demek zorunda kalabilirsiniz ya da onu oradan uzaklaştırmak ve hareketlerini kısıtlamak gerekebilir.

Sürekli eleştiri bir süre sonra çocuk için anlamsızlaşır. Eğer HAYIR sözünü çok sık duyarsa kulaklarını tıkamaya başlayacaktır. Bu nedenle HAYIR demenizin çok önemli olduğuna karar verdikten sonra bunu sürdürmelisiniz.

Ana babaların yerine getiremedikleri boş tehditleri bir süre sonra çocuğun ana babalarının sözüne inanmamasına neden olur.

İSTENMEYEN DAVRANIŞLARI NASIL AZALTIRSINIZ?
Sonunda pes edip ödüllendirdiğinizde çocuğun istemediğiniz davranışını sürdürmesini sağlamış olursunuz. Eğer her seferinde şeker almak için çığlı katmasını istemiyorsanız çığlıklarını duymazlıktan gelin ve böylece sizin söylediğinizi yapan biri olduğunuzu öğrensin.

Eğer beş on dakika sonra pes ederseniz eğer o süre boyunca bağırırsa sizin sonunda boyun eğeceğinizi öğrenecektir. Bu nedenle pes etmeden sonuna kadar gidebilmelisiniz.

Genellikle ana babalar yalnızca çocukların olumsuz davranışlarını onların tutturucu hallerini görürler, sorun çıkarmadığı iyi davrandığı zamanları fark etmezler. Halbuki istediğiniz davranışı övmeniz ve istemediğiniz davranışı görmezden gelmeniz gerekir.

NASIL DAVRANAN BİR ÇOCUK İSTERSİNİZ
1. Net ve açık kurallar koyun: Örneğin yatağa yatış saati, yemek zamanları belli değişmez düzen içinde gerçekleşsin.Bu tür bir değişmezlik çocuğun kendini güvende hissetmesini sağlar. Neyin kabul edilir, neyin kabul edilemez olduğunu çocuk daha iyi bilir. Evdeki tüm erişkinlerin bu kurallar konusunda anlaşması gereklidir. Farklı ve uyumsuz mesajlar çocuğun kafasını karıştırır.

2. Yapmasını istediğiniz şeyleri net ve tutarlı biçimde anlatın.Çocuğunuzun sizin ne söylediğinizi tam anladığından emin misiniz?

3. Yeni istenen davranışlar öğretin:

a) Yönlendirme: Göstererek, yardımcı olarak ve yapabilmesine izin vererek yeni bir davranış öğretebilirsiniz

b) Her seferde tek bir adım: Zor işleri daha küçük adımlara bölerek çocuğun her seferde bir adım öğrenmesini sağlayabilirsiniz.

c) Başkalarından öğrenme: Çocuklar ana babalarını örnek alır onlar gibi davranırlar.

d) Çocuğunuzun sizin istediğiniz gibi bir şey yaptığını fark etmeye dikkat edin ve onu hemen övün.

ÇOCUĞUNUZA DUYGULARIYLA NASIL BAŞ EDECEĞİNİ ÖĞRETİN
1. Çocuğunuzun size anlattıklarını dikkatle ve sessizce dinleyin

2. Onların duygularını anladığınızı kısaca ifade edin ( evet, anladım gibi)

3. Çocuğunuzun tanımlamaya çalıştığı duygusunun adını koyun. (çok kırılmış olmalısın vs.. gibi)

Unutmayın : Tüm duygular kabul edilebilir ancak bazı davranışlar kabul edilemez ve sınırlanmalıdır.

ELEŞTİRİ DEĞİL İŞBİRLİĞİ
Çocuğunuza olumlu tutumları öğretirken eleştiri yerine işbirliği yaparak birlikte çalışın. Şunları yapmaktan kaçının:

1. Suçlamak

” Yine kardeşini ağlattın. “

2. İsim takmak

” Kıskanç bir çocuksun”

3. Tehdit etmek:

” Bunu bir daha yaparsan seni evden atarım”

4. Emir vermek:

” Hemen derslerini bitirmeni istiyorum”

5. Konferans çekmek:

” Kardeşini üzmenin ne kadar kötü bir davranış olduğunu bilmiyor musun,böyle yaparsan ilerde de kimseyle geçinemezsin. “

6. Uyarılar:

” O duvara çıkma, düşersin”

7. Acındırma cümleleri:

” Böyle davranman yüzünden hastalanıyorum, görmüyor musun? Senin yüzünden ölüp gideceğim.”

8. Kıyaslamalar:

” Komşunun kızları ne kadar iyi notlar alıyor, sen neden onlar gibi değilsin?”

9. Alay etme:

” Dersini ne kadar da çabuk bitiriverdin, sen bir dahi olmalısın. “

10. Geleceğe yönelik tahminler:

” Böyle gidersen sen adam olamazsın.”

SORUNLARLA BAŞ ETMEK İÇİN NE YAPABİLİRSİNİZ?
1. Problemi tanımlayın

” Koridor çamur içinde kalmış”

2. Bilgi verin:

” Çamurlu ayakkabıların eve girmeden önce çıkması iyi olur.”

3. İsteğinizi kısaca tek kelimeyle belirtin:

” Ayakkabılar”

4. Kendi duygularınızı anlatın:

” Silip temizlediğim yerleri çamur içinde görünce çok kızıyorum”

5 . Hatırlatıcı notlar yazın:

” Lütfen eve girer girmez ayakkabılarınızı çıkarın”

CEZALANDIRMAK YERİNE NELER YAPILABİLİR:
1. O andaki duygunuzu çocuğun kişiliğine saldırmadan net şekilde anlatın:

” Notlarının düşük olmasına çok üzüldüm.”

2. Kendi beklentinizi ifade edin:

” İkinci dönem notlarının daha yükseleceğini umarım”

3. Çocuğa kendini affettirme yolu gösterin:

” Derslerine daha fazla zaman ayırarak bunu halledebilirsin”

4. Çocuğunuza seçme şansı verin:

” Kendin çalışabilirsin ya da sana derslerinde yardımcı olacak birisiolabilir, nasıl istersin?”

5. Problemi çözmek için birlikte çalışın:

a) Çocuğunuzun duygularını konuşun

” Bu karne senin için de çok üzücü olmalı”

b) Çocuğunuzu bu konuda birlikte bir çözüm üretmeye teşvik edin

” Bu sorunu çözmek için sen neler düşünüyorsun?”

c) Ortaya çıkan fikirlerin listesini yapın ve bu fikirler içinden hangilerini uygulamaya koyacağınıza birlikte karar verin.

” Evet , bu söylediğini yapabiliriz.”

d) İzleyin ve eyleme geçin:

” Bu söylediğini gerçekleştirmek için bir plan yapalım. “

e) Hiçbir zaman çocuğun sizi suçlamasına izin vermeyin:

” Sen hiç beni çalıştırmadın.”

” Suçlama yok. Burada nasıl bir çözüm üretebileceğimizi düşünmeye çalışıyoruz.”

ÖVGÜ
Övgüler çocuğun kendine güvenini arttırır ve yaptığı işe daha da hevesle sarılmasını sağlar.

Överken şunlara dikkat edin:

1. Genel şeylerden kaçının. Onun yerine gördüğünüz şeyi tanımlayın.

” Çok güzel bir resim yapmışsın ” yerine ” Bu resimde canlı renkler bir arada kullanılmış”

2. Geleceğe yönelik yansıtmalar yapmayın, şimdiye yönelin:

” Sen büyük bir ressam olacaksın” yerine” Bu resim üzerinde gerçekten sabırla uğraştın.”

3. Kendi duygularınızı anlatın:

” Bu resme bakmak içimi sevinçle dolduruyor.”

4. Çocuğun övülmeye değer davranışını kısaca tanımlayın:

” Bu resim çok özenli bir çalışmanın ürünü.”

Anaokuluna Alıştırma

images121212

Gün içerisinde birkaç saat sizden ayrı kalmayı başarabilecek, sizden başkasına güven duyabilecek ve kendi ihtiyaçlarını kendisi karşılayabilecek becerileri gösterebilme zamanı geldi.İlk anaokuluna başlama süreci yaklaşık 3 yaş civarıdır. Bu yaş öncesinde çocuğunuz duygusal olarak size bağlı bir dönemdedir. Sizden ayrılmak istemez, ayrıldığı zaman kaygılanabilir , ağlar. Bu duygusal gelişimi için normal bir süreçtir. 3 yaş sonrasında sosyal gelişiminin sağlanması ve bazı becerilerin kazanılması için anaokulu eğitiminin belli sürelerle başlaması sağlıklı bir gelişim için önemlidir.Anaokuluna başlama süreci bazı çocuklarda hızlıca tamamlanırken bazı çocuklar çok zorlanabiliyor. Kaygılar artabiliyor, uzun ağlama krizleri yaşanabiliyor. Duygusal gelişimin zarar görmemesi için hem ailenin hem de okulun dikkatli olması önemlidir.

Bu dönemin sağlıklı tamamlanması için ilk isteğimiz annenin de bu ayrılma sürecine duygusal olarak hazır olmasıdır. Başarısız sonuçlanan uyum süreçlerinin çoğunda annenin henüz bu ayrılığa hazır olmamasını gözlemliyoruz. Anne veya baba nasıl davranması gerektiğini bilirse çocuğun duygusal gereksinimleri daha fazla karşılanacak , duyduğu endişe ve korkular azalacaktır.

İlk günle beraber yapmanız gerekenler…

Çocuğunuzun ve sizin stresli olmadığı bir dönemi seçmelisiniz: Okula başladığı dönemde çocuk duygusal olarak rahat olmalıdır. Aksi halde yaşanan stres çocuğun okul ile ilgili algısına yansıyacak ve öğretmeni ile kuracağı iletişime zarar verecektir. Annenin gergin ve stresli olmaması da bu dönemde gerekli sabrı ve anlayışı göstermesi bakımından önemlidir.

Çocuğunuzun hastalık döneminde olmamasına dikkat etmelisiniz: Hastalık dönemlerinde çocuklar huysuzlanır. Anneden ayrılmak istemez. Bu nedenle daha huzurlu olduğu dönemlerde okula başlamaya özen göstermelisiniz.

İlk gün çoğunlukla çocuğunuzun yanında olun: Birçok anne ilk gün görevi öğretmene bırakmaya çalışır. Bu çocukta kaygıyı başlatabilir. Sizden ayrılması için acele etmemelisiniz. Sizin olduğunuz, kendisini güvende hissettiği zamanlarda yanında olarak hem ortama hem de öğretmenine ısınması için ona yardımcı olun.

Oyun oynasın ve keyifli zaman geçirsin : İlk gün kontrolü ona bırakın. Yapmak istediklerini yapsın ve tüm merakını gidersin. Öğretmeninin onun istediklerini yapıyor olması onu mutlu edecek yıl boyunca devam etmesi gereken güven ve sevginin temelleri ilk gün atımlı olacaktır .

İlk gün fiziksel gereksinimlerini siz karşılayın: Tuvalet ve yemek vb gibi gereksinimlerini ilk günlerde öğretmenine yaptırmak istemeyebilir. Bu onun için özel ve alışkın olmadığı bir durumdur. Eğer öğretmenin gereksinimlerini karşılamasına izin veriyorsa devam edebilirsiniz. İstemiyorsa zorlamayın.

İlk gün okulda yemek yemesini ve uyumasını beklemeyin: Birçok anne ilk gün diğer çocuklarla beraber hareket etmesini ve onlarla birlikte masada oturup yemek yemesini bekleyebiliyor. Bu çocuğu zorlayan bir durum haline gelebilir, okulu yemek yenen ve uyku uyunan bir yer olarak algılamasına zemin hazırlayabilir. Eğer diğer çocukları gördüğünde kendisi masaya oturmayı tercih ediyor ve bu durumdan keyif alıyorsa izin verebilirsiniz.

İlk günü süre olarak uzun tutmayın: İlk gün okuldan keyifli ayrılması önemlidir. Uzun süre okulda kalması sıkılmasına neden olabilir. Bu nedenle keyifli geçen birkaç saat ilk gün için yeterli olacaktır.

Öğretmenin sıcak ve güven veren iletişimi önemlidir: İlk günkü karşılaşmada öğretmenin yaklaşımı okula olan olumlu algısı için çok önemlidir. Bu nedenle öğretmenin yaklaşımlarını çok iyi gözlemleyin. Eve gittiğinizde öğretmenin ismini ve okulda geçirdikleri keyifli vakitleri ona hatırlatın. Bu; okul ile ev arasında bağ kurmasını sağlayacak ve öğretmenine daha hızlı alışmasına zemin oluşturacaktır.

Öğretmenine alıştığını hissettiğinizde yavaş yavaş uzaklaşın: Bu alışma süresi her çocukta farklıdır . Bazı çocuklar ikinci günde sizden uzaklaşmayı başarabiliyorken bazı çocukta daha uzun sürebiliyor. 2-3 veya 4. gün aynı ortamda olmaya devam etseniz de o öğretmeni ile oynarken siz biraz uzakta durup başka şeylerle ilgilenebilirsiniz. Göz iletişiminizi onunla asla koparmamalı ve gereksinim duyduğunda ilginizi devam ettirmelisiniz.

Başlangıç için arkadaşlarına değil öğretmenine alışması önemlidir: Birçok anne ilk günlerde çocuğunun diğer çocuklarla birlikte oynamasını ve onlara alışmasını ister. Bu yanlış bir düşüncedir. Öncelikli olan bir yetişkine güven duymasıdır. Çünkü ilerleyen dönemlerde bir sorun yaşadığında sığınacağı kişi siz değil öğretmeni olacak. Bu nedenle ilk sıcak iletişim öğretmeni ile kurulmalıdır. Öğretmeni, uyum süreci tamamlandıktan sonra diğer çocuklarla tanışması ve kaynaşması için ona yardımcı olacaktır.

Aşamalı uzaklaşma süreçlerine başlayabilirsiniz: Bu sürece geçmeniz için çocuğunuzun duygusal olarak hazır olduğunu gözlemlemelisiniz. Öğretmenine güven duygusu oluştuğunda ve oyun oynarken siz uzaklaştığınızda hemen sizi aramıyor, ağlamıyor ve kaygılanmıyorsa başka bir odada kalabilirsiniz. Bu sürece hazır olma süresi her çocukta farklıdır unutmayın!

Evde öğretmeni, arkadaşları ve okulla ilgili sohbetler edin: Bu sohbetler okul algısının güçlenmesini ve hayatında okulun bir rutin haline gelmesini sağlayacaktır. Sohbetlerden keyif aldığını hissettiğiniz sürece devam edebilirsiniz. Hoşlanmıyorsa bırakın. Okul ve ev arasındaki bağı kuvvetlendirmek için eğer kabul ediyorsa evden birkaç eşya , oyuncak götürebilirsiniz. Bu kendisini iyi hissetmesini sağlayabilir.

Ayrılma süreci: Bu aşamaya gelme ve duygusal olarak hazır olma süresi her çocuk için farklıdır. Çocuğunuz öğretmeni ile yeterli iletişimi kurabilmişse, ona güven duyup fiziksel ihtiyaçlarını gidermesine izin veriyorsa, sizin aşamalı olarak uzaklaşma ve ortadan kaybolma süreçlerinizde sizi aramıyorsa siz olmadan okulda kalma aşamasına geçebilirsiniz. Bu süreyi başlangıçta kısa tutmalısınız , zamanla bu süreyi duygu ve davranışlarına göre uzatabilirsiniz.

Uyum süreci tamamlandıktan sonra servis, yemek ve uyku aşamalarına geçmelisiniz : İlk günlerde servise binmek çocukta kaygıyı arttırabilir. Her aşamaya geçişte çocuğun duygusal olarak hazır olması önceliklidir. Kabul etmiyorsa asla zorlanmamalıdır. Ev ve okul birlikte hareket ederek ikna çabalarına sevgi ve güven duygusunu zedelemeden devam etmelidir.

Okula uyum sürecinde çocuğunuzda bazı duygusal ve davranışsal değişimler gözleyebilirsiniz : Bu süreçte çocuğun bazı kaygılar yaşaması normaldir . Bu kaygılara bağlı olarak evde sizden ayrılmak istememe, huzursuzluk, iştah ve uyku düzeninde bozulma, sık ağlama görülebilir. Bu dönemde çocuğunuza karşı sabırlı ve anlayışlı olmalısınız. Gerektiğinde okulla iletişim halinde olmalı ve birlikte hareket edebilmelisiniz.

Sık yaşanan ağlama krizleri, kaygılar, korkular, uyku düzensizlikleri bir AYRILIK ANKSİYETESİ olabilir : Bu süreçte bir uzman desteği almanız öncelikli olmalıdır. Aksi halde çocuğunuzun duygusal gelişimine zarar verebilirsiniz. Çocuğun başlangıçta duyduğu bazı endişeler bir düzeyde normal kabul edilse de yoğunlaşan kaygı ve korkulara dikkat edilmelidir.

Psikolog Eda Gökduman

Neden Okul Öncesi Eğitim ?

images

1. Okul Öncesi Eğitim Nedir?
Okul Öncesi Eğitimi, doğumdan, zorunlu eğitim yaşına kadar, çocukların gelişim özellikleri, bireysel farklılıkları ve yetenekleri göz önüne alınarak, çocukların sağlıklı bir biçimde fiziksel, duygusal, dil, sosyal ve zihinsel yönden gelişimlerini sağlayıcı, olumlu kişilik temellerinin atıldığı, yaratıcı yönlerinin ortaya çıkarıldığı, çocukların kendilerine güven duymalarının sağlandığı, ebeveyn ve eğitimcilerin etkin olduğu sistemli bir eğitim diye tanımlayabiliriz.

2. Okul Öncesi Eğitimin Önemi Nedir?
17 yaşına kadar olan zihinsel gelişimin yüzde 50 sinin 4 yaşına kadar, yüzde 30 unun 4 yaşından 8 yaşına kadar, yüzde 20 sinin ise 8-17 yaşlarında elde edildiğini düşünürsek, 0-6 yaşlar için, çocuğun gelişiminin hızla yönlendiği yıllar diyebiliriz. Bu yıllarda temeli atılan beden sağlığının ve kişilik yapısının ileri yaşlarda aynı yönde gelişme şansı çok yüksektir. Bu yüzden çocuğun sağlıklı bir birey olması açısından okul öncesi eğitime önem verilmelidir. Ayrıca çocuğun okul öncesi yıllarda aldığı eğitim ve kazandığı deneyimlerin, ileriki yaşlarındaki öğrenme yeteneği ve akademik başarısıyla ilişkisi olduğu gözlenmiştir.

3. Okul Öncesi Eğitim Kurumları Nedir?
Günümüzde özellikle büyük kentlerde annenin çalışması, oyun bahçelerinin azlığı gibi nedenlerle küçük çocuğun bakımı, beslenmesi, eğitimi, bilgisi yeterli olmayan kişilerle ya da anneanne ve babaanne tarafından apartman dairelerinde yürütülmeye çalışılmaktadır. Çocuklar evde bu kişiler tarafından ne kadar iyi bakılırsa bakılsın ne kadar çok sevilirse sevilsin; sosyal gelişimini gerçekleştirebileceği arkadaşlara ve oyun ortamına ayrıca evde kendisine sağlanamayan eğitim imkanlarına ulaşmaya ve düzenli bir eğitim programına katılabilmesi için ailenin dışında eğitimcilere ihtiyacı vardır.

4. Okul Öncesi Eğitim Kurumlarının İlkeleri Nedir?
Çocukların fiziksel, zihinsel, duygusal, sosyal ve dil yönünden yeteneklerine göre gelişmelerini sağlayacak eğitim ortamını sağlamak,

Dilin gelişmesine ve doğru kullanılmasına imkanlar sağlamak,

Öz bakım becerileri (temizlik, giyinme vb.) kazandırmak,

Bedensel becerilerini geliştirmek,

Kendi ayaklarının üzerinde durabilen, bağımsız bir birey olabilmesi için destek olmak,

Yaratıcı yönlerini ve ilgi alanlarını ortaya çıkarmak,

Oyun oynama ve arkadaşlık ihtiyacını gidermek,

Zorunlu eğitime hazırlamak. Bu ilke kesinlikle okuma-yazma öğretimini kapsamamalıdır.

5. Okul Öncesi Eğitim Kurumlarını Seçerken Nelere Dikkat Etmeli?
Okul öncesi eğitim kurumu tek yada iki katlı bahçe içinde müstakil bir binada hizmet vermelidir. Bina iyi ısınmalı aydınlık ve ferah olmalıdır.

Oyun odaları düz ve geniş bir alan olmalı ve halı kaplanmalıdır.

Sınıf içinde temel köşeler olmalıdır. (Evcilik, kitap, sanat, blok vb.)

Materyaller çocukların ulaşabilecekleri yükseklikte olmalıdır.

Tuvaletler sınıflara yakın olmalı ve çocuk sayısına göre olmalıdır.

Binanın yerleri kolay temizlenebilen bir malzeme ile kaplı olmalıdır.

Bahçede oyuncaklar ve top oyunları için düz alanlar olmalıdır.

Öğretmenler okul öncesi eğitim alanında eğitim görmüş, sağlıklı, hoşgörülü, mesleğini seven, hareketli, sabırlı, güler yüzlü, çocuktaki en ufak gelişmeyi görebilen, yeniliklere açık kişiler olmalıdır.

Her okul öncesi eğitim kurumunun bir eğitim programı olmalıdır. Programlar hazırlanırken çocukların yaşları, gelişim özellikleri ve bireysel farklılıkları göz önüne alınmalıdır. Programların uygulanmasında “yaşayarak öğrenme” ilkesine göre hareket edilmelidir.

Okul öncesi eğitim kurumunda çocukların konuşma, oyun, resim, müzik, kil, kum, su gibi her türlü geliştirici alışkanlıkları kazanabilmelerine özen gösterilmeli; onların ilkokulda karşılaşacakları görevlere hazır olmalarını sağlayacak ön alıştırmalara yer vermelidir.

Kaynaklar: Zenbat, Yard. Doç. Dr. Rengin, Okul Öncesi Eğitim Kurumları, 0-6 Yaş Anne-Baba ve Çocuk Rehberi, Beyaz Gemi Yayınları, İstanbul 1998, s.10,12.

Okul Fobisi

Okul korkusu (fobisi)

Okul korkusu olan çocuklar bile bazen okula hevesle hazırlanır. Ayakkabı forma, kitap gibi okul almaya giderken sevinçlidir. Eve gelir gelmez okul kıyafetlerini giyer, çantalarını hazırlar, okla gider gibi odadan bir odaya yürür. Anne- baba onu öyle gördükçe sevinir. Ancak okul günü gelip çattığında işler değişir. “okula gitmek istemiyorum” diye tutturur. Aslında bu çocuklar okuldan değil de anneden ayrı kalmaktan korkmaktadırlar. Temel sorun anneye aşırı bağlılıktır. Bu çocukların sabahları okula hazırlanması problem olur. Üstünü giyinmede çantasını hazırlamada yavaş davranır. Kahvaltı yapmaya nazlanır. “karnım ağrıyor, başım ağrıyor” diyerek hastalık bahaneleri uydururlar. Okul gitmesi için zorlandığında duyduğu büyük sıkıntı yüzünden gerçektende başı veya karnı ağrıyabilir.

Bazen anne babalar çocuklara farkında olmadan, uyarma niyetiyle okul hakkında olumsuz şeyler söyleyerek çocuğu korkuturlar; “sakın biz gelmeden okulun kapısından dışarı çıkma. Yabancılarla konuşma. Kötü niyetli insanlar seni kaçırıp zarar verebilir.” Okulla tehdit edilen yaramaz çocuklarda okuldan korkabilir: “seni ancak okul adam edebilir. Okulda yaramazlık yap da başına neler gelirmiş gör. Öğretmeninden her gün dayak yersin” daha evvel okulla ilgili hiçbir tanışması olmayan çocuk okul hakkında korku geliştirebilir. (Çankırılı, 2004 s. 60-61)

Ülkemizde kim bilir kaç çocuk okul fobisini yaşıyor / yaşamakta ve kim bilir kaçına okul fobisi teşhisi konuldu, dolayısıyla bu yönde tedaviye gidildi.

Çoğunlukla ana-babalara, okul fobisini ve belirtilerini bilmediklerinden dolayı çocuklarını çeşitli doktorlara götürürler ve yanlış teşhise neden olurlar.

Genellikle okul fobili çocuklara romatizma veya brusella gibi teşhisler konup, tedaviye gidilmeye çalışılır. Çünkü her ikisinde de belirtiler benzeşmektedir.

Okul fobisi, okula devamla ilgili şiddetli korku, huysuzluk, çeşitli hipokondriyak belirtilerle kendini gösteren bir kaygı (anxiety) bozukluğudur.

Her çocuk, okuldan, az-çok korkar. Bu korku, ta ilk zamanlardan vardır. Ama okuldan korkma kavramının ilmi, sosyal, psikolojik ve özellikle psiko-analitik açıklanması ve buna çare bulma üzerindeki çalışmalar çok yenidir.

İzleyen bölümlerde fobi ve okul fobisinin tanımları, tarihçesi, okul fobisinin çocuk, ana-baba yönünden nedenleri, çocuğun ve ebeveynlerin karakteristik özellikleri, okul fobisinin görülme sıklığı, yaş cinsiyet, zeka, ailedeki çocuk sayısı ve sırası, ailenin ruh sağlığı durumu gibi özelliklere göre değişmesi, okul fobisinin sonuçları, tedavisi ve psikodinamik özellikleri açıklanmıştır. Son olarak da, örnek vakalarımızla, okul fobisi daha anlaşılır hale getirilmiştir.

Fobi Nedir?

“Fobi” terimi kaçma, haşyet, panik, korku anlamlarına gelen “phobos” kelimesinden gelir. Şayet bir korku objektif olarak tehlike kaynağı olmayan, ya da daha doğrusu kişi tarafından tehlike kaynağı olmadığı bilinen, çevredeki nesne (obje) veya durumlara bağlı ise buna “fobi” denir.

Hasta kendi davranışının ve bu korkunun anlamsızlığını bilir, fakat bu korku nesnesinden kaçar, kişi kaygısını bir nesneye ya da duruma bağlamıştır; bununla karşılaştığı zaman kaygı, korku ve panikte meydana gelen kalp çarpıntısı, solunumda sıklaşma, titreme, terleme vb. gibi fizyolojik belirtiler gösterir.

Okul fobisi okula devamla ilgili şiddetli korku, huysuzluk, çeşitli hipokondriyatik şikayetlerle kendini gösteren bir kaygı (anxiety) belirtisidir. Çocuk bizzat okuldan, öğretmenden, diğer çocuklardan, okul yemekhanesinde yemek yemekten ya da okul hayatına ait her şeyden isteksizlik duyar . Okula gitmesi zorlandığı zaman kaygının bütün ruhi ve bedeni belirtilerini gösterir; kendisini evde tutmaları yolunda anne-babasını ikna etmeye çalışır.

İngiliz Psikiyatrist Berg aşağıdaki 4 noktada okul fobisini sınırlandırmıştır.

1. Çocuk okula gitmek istemez. Zorluk gösterir. Bu zorluk uzun süre okula gitmeyen çocukta ilk defa okula gitmesi istendiği zaman görülür (Örn. Bir hastalıktan sonra).

2. Çocuk duygusal bozukluklar gösterir.

- Aşırı korku

- Sevinç ve üzüntü arasında gidip gelmeler

- Herhangi bir organik nedeni olmayan bedensel yakınmalar gibi

- Okula gitmeme anne-babanın bilgisi dahilinde olur.

- Çocukta herhangi bir bozuk olan sosyal davranış görülmez. Örneğin; çalma, yalan söyleme, cinsel bozukluklar ya da saldırgan davranışlar gibi.

Okul fobisiyle okul kaçağı olmayı birbiriyle karıştırmamak gerekir. Okul fobisi olan çocuk, değişik zamanlarda okula gitmemesinin temelinde başarısızlık korkusu ve sınıf içinde aktif olamama endişesi bulunur. Okuldan kaçan çocuklar ise okulu sevmezler, aynı zamanda tembeldirler ve akademik bir amaçları yoktur.

Bu çocuklar okuldan kaçtıkları zamanı anne-babasının bilgisi olmaksızın ev dışında gönüllerince geçirirler. Buna karşılık okul fobisi olan çocuklar evden uzaklaşmazlar; evde mutlu ve neşelidirler. Bu çocukların okul başarıları orta düzeydedir. Ödevlerinin aksamasıyla yakından ilgilidirler.

OKUL FOBİSİNİN BELİRTİLERİ

Okul fobisi ya yavaş yavaş ya da birdenbire meydana gelir. Okul fobisi gösteren çocukların çoğu daha 2-3 yaşında iken annelerinden ayrılmak istemezler, anneyi evde adım adım izlerler, onu yalnız bırakmazlar. Okul fobisinin temel belirtisi çocuğun okuldan korkması ve okula gitmek istememesidir.

Korku, tüm okula karşı olabileceği gibi okuldaki herhangi bir derse karşı da olabilir.

Önce çocuk evden ayrılmak istemez, zorlanırsa ağlar, sıkıntılıdır, korkar ve terler; bu durumda anne çocuğu kendisi okula götürür. Çocuk anne ile beraber olduğu sürece rahat ve usludur. Anne çocuğu okula bırakıp eve dönünce çocuk tekrar yukarıda açıkladığımız kaygı belirtilerini gösterir.

Başlangıçta ifade ettiğimiz gibi okul fobisi ya çocuğun ilk defa okula gitmesi ile başlar, aralıksız devam eder, belki hastalıklardan ve tatillerden sonra hafif bir isteksizlik gösterebilir. Fakat sonradan ya okul veya öğretmen değişince öğretmenden azar işitince kendisine yeteneğinden yüksek bir okul ödevi verilince uzunca süren bir hastalık veya ameliyattan sonra evde herhangi bir kaza ya da ölüm olunca çocukta okul fobisi başlar, söylediğimiz bütün kaygı belirtilerini gösterir, hipokondrik ve bedeni şikayetler başlar.

Zamanla okul korkaklığı çocuğun diğer faaliyetlerine de etki yapar. Nihayet ana-baba yanında olmadan evden ayrılmayacak ve arkadaşlarıyla oynamayacak hale gelir. Az olmakla birlikte bir kısım çocuklarda okul fobisi bir psikozun yani ağır bir ruh hastalığının başlangıcı olabilir.

OKUL FOBİSINİN NEDENLERİ

Okul fobisinin sebepleri çoktur. Toplayabildiğimiz kaynaklardan ve özellikle örnek vakalardan anladığımıza göre okul-fobisinin sebepleri şunlardır:

Çocuk Yönünden :

Çocuk ters, sinirli sık sık ceza veren, şikayetçi, merhametsiz ve çok acele iş isteyen bir öğretmenden; disiplinsiz bir sınıftan; okul ödevlerini yapamamaktan; sınıfta kalmaktan; özellikle kendisinden yeteneğinin üstünden başarı bekleyen bir anne ya da babanın isteklerini yerine getirememekten korkar.

Çocuk ev ile okul arasındaki yolda rastlandığı hayvanlardan, köprüden, akarsudan, kalabalık trafikte çiğnenmekten, hoyrat ve kendisinden büyük çocukların dövmesi, laf atmaları ve alaylarından onların cinsel sarkıntılıklarından korkar.

Çok fazla şişmanlık, çok ileri zayıflık, biçimsiz diş, biçimsiz burun, şaşılık, büyük kulak, albinizm, tavşan dudağı, kurt ağzı veya buna benzer çirkinlik oluşturan diğer yüz kusurları, topallık, körlük, sağırlık vb. gibi sakatlarda ve müzmin hastalıklarda çocuk diğer çocuklardan, özellikle onların alayları ve isim takmalarından utanır ve korkar.

Çocuk daha okul öncesi dönemde anneye aşırı derecede bağımlıdır. Anneden ayrılma korkusu vardır. Bağımsız hareket etme kendine yetme gibi davranış tarzları gelişmemiştir. Çocuk aile dışındaki ilişkilerinde genellikle korkulu ve çoğunlukla sosyal ilişkileri zayıftır. Bu tip çocuklar okulda başarıları nedeniyle öğretmenleri tarafından kabul edilmek isterler ve bunun için çaba sarf ederler. Öğretmen ile bu tarzda kurulan ilişkisi sağlıklı değildir. Çocuk ailesi dışında özellikle okulda kendini baskı altında hisseder.

Bu tip çocuklar annesinin hastalanmasından, annesini yeni doğmuş bir kardeş ile evde yalnız bırakmaktan, anne sevgisinin azalacağı ya da kalmayacağından; evde kalan annesinin alkolik, huysuz ve geçimsiz baba tarafından dövüleceğinden, ya da annenin hayal edilen birisi tarafından hücuma uğrayacağından korkar.

Anne-Baba Yönünden

Okul fobisi olan çocukların babaları da aşırı bağımlılık ve koruma konusunda eşleriyle işbirliği içindedir. Baba da pasiftir ve çocuğun eğitim sorunlarıyla az ilgilenir. Bu konuda aile içinde genellikle ikinci rolü alır. Bu nedenle çocuğun eğitiminde anne ile eşit durumda değildir. Çocuk aile içinde gerçek rehberi bulamaz. Baba, ev içinde bir takım kurallar koymaya da disiplin uygulama yerine, sürekli bir barış ve sakinlik ortamının olmasını yeğler. Çoğunlukla çocuğun isteklerine göre hareket edilir.

OKUL FOBİSİNİN;

Görülme Sıklığı

- Yaş

- Cinsiyet

- Zeka Dereceleri

- Ailedeki Çocuk Sayısı ve Sırası

- Ailenin Ekonomik, Sosyal ve Öğrenim Durumu

- Ailelerin Ruh Sağlığı Durumu

OKUL FOBİSİNİN SONUÇLARI VE TEDAVİSİ

Okul fobisi çocuğu okuldan, sosyal faaliyetlerden ve öğrenme yaşantısından uzaklaşmasına neden olduğundan, akademik ve sosyal gelişmeyi ciddi bir biçimde etkilemektedir. Suçluluk duygusu gelişir, aşırı duyarlı olan çocuğun tekrar okula uyumu çok zorlaşır. Okul fobisi özellikle kronik olduğu taktirde, ergenlik döneminde gençliğin diğer nörotik belirtilerinden daha zorlu bir takım psikolojik sorunların oluşumuna yol açar.

Okuldan uzak kalmanın getireceği sorunlar nedeniyle okul fobisi olan çocukların elden geldiğince bir an önce okula dönmeleri amaçlanır, uzmanların çoğu, çocuğun okula dönmesinden önce sorunun nedenlerini anlamasına yardımcı olmak ve endişelerini azaltmak amacıyla bir süre için psikoterapi yapılmasını önermektedirler. 6-12 ay gibi bir tedavi sürecinden sonra çocukların okula dönmelerinin başarılı sonuçlar verdiği görülmüştür.

1. Çocuğu hastaneye yatırmaları için anne-babayı ikna etme

2. Okul fobisinin arkasındaki sorunların çözümlenmesi (Ortalama 1.5-2 ay)

3. Çocuğun tekrar okula başlaması (ortalama 3-4 hafta)

5. Hastaneden ayrılma

4. Aile ortamına dönüş (ortalama 3-4 hafta):